Yazı: Ömer Taşdöğen - İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3.Sınıf
Giriş: Öğretmenlik, tarih boyunca sadece bir meslek olarak değil, aynı zamanda bir medeniyet inşası sanatı olarak kabul edilmiştir. Sınıfın dört duvarı arasına sığdırılamayacak kadar geniş bir ufka sahip olan bu kavram; bilgiyi aktarmaktan öte, bireyin ruhuna dokunma ve karakterini şekillendirme sürecidir. Bir heykeltıraşın mermere şekil vermesi gibi, öğretmen de ham insan mayasını işleyerek onu topluma kazandırır. Bu yazıda, öğretim tekniklerinin ötesinde, öğretmenliğin manevi boyutu ve öğrenciyle kurulan doğru iletişimin, eğitimin asıl amacı olan "iyi insan" yetiştirme üzerindeki etkisini ele alacağız. Okuyucu, bu satırlarda müfredatın ötesindeki "gönül müfredatının" izlerini bulacaktır.
Gelişme: Eğitim, mekanik bir bilgi yüklemesi değildir. Eğer öyle olsaydı, günümüz dijital dünyasında arama motorları en büyük öğretmen kabul edilirdi. Oysa eğitim, Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin Maarif Davası eserinde belirttiği gibi; "tahammülsüzlük, sevgisizlik ve merhametsizlik" ile yapılabilecek bir iş değildir. Öğretmenlik, sabırla ve şefkatle öğrencinin iç dünyasına girmeyi gerektirir. Öğretmenin iç motivasyonu, öğrencinin derse olan ilgisini doğrudan etkileyen en güçlü faktördür. Sadece ders anlatan değil, duruşuyla, bakışıyla ve adaletli yaklaşımıyla örnek olan bir öğretmen, öğrencinin zihninde silinmez izler bırakır.
Öğretmenlik sanatı, öğrencideki cevheri keşfetmekle başlar. Her öğrencinin öğrenme hızı, ilgisi ve yeteneği farklıdır. Bu noktada öğretmen, standart bir kalıbı dayatmak yerine, öğrenciyi tanımaya ve onunla doğru iletişim kanallarını kurmaya odaklanmalıdır. Sınıf içinde kurulan bu bağ, güven temelli olmalıdır. Korkuyla disiplin sağlanan bir sınıfta öğretim olabilir ancak eğitimden söz edilemez. Gerçek eğitim, öğrencinin hata yapmaktan korkmadığı, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve öğretmeni tarafından koşulsuz kabul gördüğü bir iklimde yeşerir.
Sonuç: Sonuç olarak, öğretmenlik; bilgiye ruh, bedene karakter kazandırma sanatıdır. Geleceğin mimarı olan öğretmenler, ellerindeki en kıymetli hazine olan insanı işlerken sadece zihinsel gelişimi değil, vicdani gelişimi de hedeflemelidir. Unutulmamalıdır ki, bir ülkenin geleceği, o ülkenin öğretmenlerinin sınıf içinde yaktığı ışığın parlaklığı kadardır. Asıl başarı, akademik derecelerle dolu karnelerden ziyade, hayata değer katan, erdemli ve sorgulayan nesiller yetiştirebilmektir. Bu da ancak mesleğini bir iş olarak değil, bir "aşk" olarak gören öğretmenlerin eseri olacaktır.